|
Soykırım Tasarısı 2008'e kalsa bile...
Tam adı, "Birleşik Devletler'in Ermeni Soykırımı Kayıtlarının Tasdiki Tasarısı."
Bu, bir yasa teklifi değil. Osmanlı İmparatorluğu'nun, "1915-1923 arasında, 2 milyon Ermeni'nin tehcirine, bunlardan 1,5 milyonunun ölümüne, sağ kalan 500 bininin evlerinden sürülmesine ve Ermenilerin tarihi yurtlarındaki 2500 yıllık varlıklarının sonlandırılmasına" neden olduğunu bildirerek, yapılanın, BM'nin "soykırım" tanımına uyduğu yönünde bir 'siyasi karar' hedefliyor.
Amerikan dış politikasının bu görüşü yansıtmasını ve ABD Başkanı'nın 24 Nisan'daki yıllık mesajında "soykırım" sözcüğünü kullanmasını istiyor.
Temsilciler Meclisi, tasarıyı onaylarsa, bu yönde bağlayıcılığı olmayan bir karar almış olacak.
ABD Dışişleri ya da Başkanı, bu karar üzerine, "soykırım" sözcüğünü kullanma yönünde yasal yükümlülük altına girmeyecek.
Ama bunu yapmazlarsa, Meclis'in görüşünü gözardı etmiş olacaklar. Muhtemelen de bu yolu seçip, "ABD'nin ulusal güvenlik çıkarları böyle gerektiriyor" diyecekler.
Erteleme olasılığı
Temsilciler Meclisi'nin, bu tasarıyı, bu yıl, bu haliyle kabul etme olasılığı çok da yüksek değil.
Washington'da giderek güçlenen (geçen hafta burada temaslar yapan TBMM heyetine de aktarılan) iki beklenti var.
İlki, tasarının Temsilciler Meclisi genel kurulunda görüşülmesinin 2008'e bırakılabileceği yönünde.
İkincisi, tasarı metninde değişiklik yapılarak, "Türkiye'yi daha az rahatsız edecek" bir söyleme yönelme olasılığı.
ABD'li ve Türk diplomatlara göre, ilk olasılık, bugün birkaç hafta öncesine nazaran daha güçlü.
Tasarıya imza koymuş bir Kongre üyesinin danışmanı, "Türkiye'nin baskısını herkes hissetmeye başladı. Kimse pes etmedi, ama (Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy) Pelosi, 2008'in tasarı için daha iyi bir yıl olduğuna karar verebilir" diyor.
Kongre'de etkin lobi yapan Ermeni dernekleri de, tasarının sponsorları da, konuyu rafa kaldırmış değiller. Ama eğer, ABD'de seçim yılı olan 2008'in, tasarının kabulü için daha avantajlı olacağına, Ankara'nın baskısının seçim ortamında daha az kaale alınacağına kani olurlarsa, ertelemeden yana olabileceklerinin işaretini veriyorlar.
Zaten Bush yönetimi de, Kongre'ye, "Bu yıl, Türkiye'nin olası tepkisi açısından en kötü yıl. Tasarının kabulü, Türkiye'de seçim sonuçlarını bile etkileyebilir; milliyetçi ve Amerikan karşıtı eğilimleri güçlendirir" diye dil döküyor.
Siyasi kıstaslar
1 Mart'ta, TBMM heyetiyle görüşen ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarı Eric Edelman, tasarıya karşı "teyakkuzda" olduklarını söyledi; Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın bazı Kongre üyeleriyle konuyu bizzat görüşeceği, gerekirse Başkan'ın Kongre'ye mektup yazacağı heyete iletildi.
Yönetimin bu girişimlerdeki ana mesajı, "Türkiye'yi gücendirmek, ABD'nin ulusal güvenlik çıkarına aykırıdır" diye özetleniyor.
Yoksa, Washington'da hemen hiç kimse, Soykırım Tasarısı'nın özüne karşı değil. Kongre'de de, Bush yönetiminde de, Amerikan diplomasisinde de çoğunluk, Osmanlı'nın Ermenilere soykırım uyguladığı yönünde büyük ölçüde sabitleşmiş bir fikre sahip. Ankara, resmi tarih teziyle değil, ancak siyasi ağırlığıyla tasarıya karşı etkin olabiliyor.
ABD'nin eski Ankara büyükelçilerinden Morton Abramowitz, geçen hafta Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) yetkililerine şöyle dedi: "Aynısını Türk milletvekillerine de söyledim... Türkiye, tarih savaşını kaybetti. Tek seçeneği, Türk-Amerikan ilişkisinin önemi üzerinden baskı yapmak."
Normalleşme süreci
Abramowitz haklı. Ancak Soykırım Tasarısı'na, "Soykırım olmadı" demeden, "İlişkiler bozulur ha" tehdidi savurmadan karşı çıkmanın bir yolu da var.
Bush yönetimi, bunu bir yönüyle yapıyor. Kongre'ye, "Tasarının kabulü, Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkisini normalleştirmesi, sınırı açması ve tarihi tartışması yönündeki telkinimizin etkisini köreltir; açılımları erteler" mesajını veriyor.
Toplum olarak meselemiz ise, devletlerinkinden farklı. Bizim, 'resmi inkâr' ile 'resmi suçlama' kampanyaları arasına sıkışmadan, konunun siyasi ve hukuki girdabına kapılmadan, yaşananları öğrenebilme, tarihin acılarını ve derinliğini sindirebilme ihtiyacımız var.
Bunu Ankara'ya ve Erivan'a rağmen, Paris'te, Washington'da alınmış/alınabilecek kararlara rağmen yapabilmeliyiz; kurgulanmış bir hafızanın yerine yaşananların gerçek hikayesini koyabilmeliyiz.
Geçen hafta, Açık Toplum Enstitüsü'nde, Ermeni meslektaşım Emil Sanamyan, "Soykırım tasarıları olmasa, Türkiye tarihini daha rahat tartışır" diyenlere inanmadığını, bazen bir "şoka" ihtiyaç olduğunu söyledi.
AGOS Genel Yayın Yönetmeni Etyen Mahçupyan'ın buna yanıtı, bence Soykırım Tasarısı'na getirilebilecek ahlaki itirazın da özeti:
"Tartışmaya başlamak için bir şoka ihtiyacınız olabilir, ama süreci şoklarla devam ettiremezsiniz."
Türkiye'de, "Milleti arkadan hançerliyorlar" diyebilen kafaya rağmen başlamış, Hrant Dink'i öldürten ortama rağmen sürecek bir tartışma var. ABD'deki tasarı buna yardımcı değil.
ycongar@erols.com
|
|