|
Masada bir yalnız kadın
ULAŞTIRMA Bakanı Binali Yıldırım erkeklerle bir masada, eşi Semiha Hanım ise tek başına ayrı bir masada yemek yiyor!.. Sabahleyin ilk tepkiyi eşimden görüyorum:
"Bu kadar da olmaz ki!"
İşyerime geliyorum, bilgisayarımda bazı okuyucularımdan tepki mesajları var. Hatta biri şöyle yazıyor:
"Hepiniz aynı kafadasınız! Sen hiç karını alıp restorana gittin mi? Gittinse bile eminim böyle haremlik selamlık yapmışsındır!"
Akşam Doğan Kitapçılık tarafından "Türkçe Sevmek" kitabının yayını için düzenlenen kokteyldeydim. Bir grup okumuş, meslek sahibi kadınla sohbet ediyoruz. Tabii tepki gösteriyorlar:
- Bu kadar da olmaz ki!
Düşünülüyordu ki, bu bir haremlik selamlık uygulamasıdır! Bakan Yıldırım, eşini erkeklerin masasına almamış, "namahrem" diye tek başına bir masaya oturtmuştu!
Elbette "Bu kadarı da olmaz"dı.
'Bir anlayalım hele'
Peki ama Semiha Hanım sabahtan beri politik toplantılarda, protokolde, görüşmelerde sıkılmış olamaz mıydı? Bu yemeği şöyle ayrı, kendi başına yemek, kendini dinlemek istemiş olamaz mıydı?
Cevaplar şöyle:
- Olabilir ama bunları biliyorsunuz! Bakalım öyle mi?
Ben de 'Evet, bakalım, acele yargıda bulunmayalım' dedim
Sabahleyin gazetelere baktım. Hürriyet'te yeni bir fotoğraf var: Aynı günün sabahı Semiha Yıldırım, eşi Binali Yıldırım'la beraber, aynı masada, birçok erkekle birlikte oturmuş kahvaltı yapıyor!
Demek ki "haremlik selamlık" veya "namahrem" meselesi değilmiş!
Semiha Hanım da "Yalnız oturmak benim tercihimdi..." diye açıklama yapmış!
Halbuki zihnimizdeki şablonla kolayca hüküm vermiştik: Haremlik selamlık, bunlar böyledir zaten, falan...
Bir gazeteci arkadaşımız da Semiha Hanım'a şu soruyu sormuş:
- Erkekle el sıkışmak sizce günah mı?!
Semiha Hanım'ın cevabı:
- Ben bir eğitimciyim, öyle şey olur mu!
Ve 'İslami feminist' bir kuruluş olan Kadın Platformu'nun önde gelen üyelerinden türbanlı Nuriye Özsoy'un sözleri:
- Kocam beni ayrı oturtmak isteseydi ben de onun gözünü morartırdım!
Şunu da belirteyim, Türkiye'de akademik tezlere konu olmuş "İslami feminizm" akımları vardır!
Evet, bu tablo, "bunlar böyledir" şablonunu doğrulamıyor!
Şablon ve gerçek
Uzak ve yakın atalarımız hiç "feminizm" ve "İslam" kavramlarının bir araya gelebileceğini, kadınla erkeğin tokalaşmasında hiçbir dini sakıncası yoktur diye ilmihal kitaplarının yazılacağını, tesettürlü kadınların okumak isteyeceğini düşünmüş müydü?!
Oluyor işte... Ama zihnimizdeki eski şablonlar, hayatın bu yeni çok renkliliğini, çeşitliliğini görmemizi zorlaştırıyor.
Medresenin 'mümin' tiplemesi de resmi ideolojinin 'çağdaş' tiplemesi de kendi yönlerinde 'tekçi' şablonlar yarattı, zihnimize yerleştirdi.
Eski şablonları yeni yeni kırıyoruz. İslamcılığın da resmi laikliğin de konvansiyonel kalıplarına uymayan, daha çeşitlenmiş, çoğulculaşmış, daha 'serbest' yeni olgular ve anlayışlar oluşuyor. Liberalizmin tarihimizde hiç olmadık kadar fikir dünyamıza girmesinin sebebi de budur.
'Çağdaşlığın' da tek tip olmadığını fark ediyoruz, sosyologların "çoklu modernleşmeler" dediği çeşitliliklerle tanışıyoruz.
Modernleşme zorunlu olarak çeşitlilik yaratıyor. Bir arada yaşamanın formülü, hoşgörüdür.
Asıl modernlik budur: Birbirimize hoşgörü gösterelim, kavga etmeyelim, "işimize bakalım."
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|