
|

Yine beyin göçü
Radikal gazetesinde birkaç gündür yayımlanan ‘Yurtdışına yerleşme yolları’ adlı yazı dizisi insanı düşünmeye itiyor
Bir toplumun en değerli varlığı olan yetişmiş insan gücünü kaybetmeye razı mıyız?
Radikal gazetesinde birkaç gündür yayımlanan ‘Yurtdışına yerleşme yolları’ adlı yazı dizisi insanı düşünmeye itiyor.
Olaya rekabetin doğal uzantısı ve arz - talep dengeleri açısından bakıldığında belki ortada düşündürücü bir durum yok. Sonuçta Almanya veya ABD gibi ülkelerin ekonomileri daha istikrarlı büyüyor. Bu ekonomiler, daha fazla istihdam sağlıyor.
Madalyonun öteki yüzü
Madalyonun öteki yüzüne baktığınızda ise, bizim yetiştirdiğimiz nitelikli insanımızı, belki de hiç geri dönmemecesine başka bir ekonomiye ‘yar etmek’ Türkiye açısından bir değer kaybı anlamına geliyor.
Yurtdışında eğitim almak veya çalışmak kuşkusuz, bireyin kişisel ve profesyonel gelişmesi açısından önemli bir imkân. Toplumda belli bir noktaya gelen birçok kişi, farklı deneyimleri sayesinde bunu yapabiliyor. Herkesin illa kendi ülkesinde yaşaması ve çalışması diye bir kural yok. Yine de, ülkemizin bu yol ayrımında her seviyeden çalışanına fırsat vermek için daha fazla iş yaratıyor olmasını tercih ederdim. Çünkü bu ekonomimizin sağlığa kavuştuğu anlamına gelirdi.
Aslında denklem çok da zor değil. Türkiye’de yatırımın önü açıldığı, yabancı ve yerli yatırımcılar için kolaylıklar sağlandığı zaman istihdam da mutlaka artacaktır. Turizm gibi lokomotif sektörler, orta ve uzun vadeli yatırımlara yönelip, günü kurtarma kaygısının ötesine geçebildiklerinde bu ülke ivme kazanabilir. Şu anda vergiden şirket kurma prosedürlerine kadar Türkiye tam bir bürokrasi cehennemi. Bu manzara devam ettikçe de, nitelikli çalışanlarımızı bile kaybetmeyi göze almamız gerekiyor.
Yine Radikal’de yayımlanan bir istatistiğe göre kriz sonrasında yerel ekonomiden umudunu yitiren nitelikli işgücünün yüzde 57’si yurtdışına gitmeyi tek çözüm olarak görüyor. Ekonomik krizin devam ettiğini kanıtlayan en önemli gösterge belki de burada yatıyor.
Ülkemizde ilkokuldan başlayan bir yarışma kültürü var. Bu adeta bir zorunluluk, çünkü üniversiteye girmek isteyen çocuk stresle çok küçük yaşta tanışıyor. Toplumun zaten çok şanslı bir azınlığı yükseköğrenim imkânına sahip.
Tüm badireleri atlatıp, bu fırsatı yakalayanlar dahi, sonuçta iş bulamıyor veya işlerini kaybedebiliyorlar. Vize sıraları üniversite mezunu genç kızlar ve genç erkeklerle dolu. Amaç aynı, yurtdışında herhangi bir iş imkânı yaratmak. İşsizlik baş gösterdiğinde, işin ne olduğu da bir süre sonra anlam taşımamaya başlıyor.
Devlet destek olmalı
Bugün içinde bulunduğumuz durumu ‘istisna’ olarak nitelendirebilirsiniz. Bir bakıma doğru olsa da, sürekli ‘istisna’lar içinde yaşamayı kanıksamış bir topluma dönüştüğümüzü de fark etmek gerekiyor. Biz farklıyız demek yeterli değil. Kalıcı çözümler için birlikte çalışmak lazım.
Her yeni doğan çocuğa bir gelecek yaratmak yalnızca devletin sorumluluğu olamaz - bu hepimizin ortak ülküsü olmalı. Devlet de bu ülküye köstek değil, destek olmalı.
cemipek@aol.com
SAYFA BAŞI

|
|

|